SON DAKİKA
İçeriğe geç
Antalya Haberleri

Türkiye’nin İklim Politika Güncellemesi ve COP31 Hazırlıkları

Türkiye'nin iklim politika güncellemeleri ve COP31 hazırlıklarına ilişkin detaylar, iklim değişikliği ile mücadelede yeni adımlar ve stratejiler değerlendirilmiştir.

Yazar:

İklim Ağı’nın organize ettiği ve Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesi gerçekleşen üçüncü basın toplantısında, Türkiye’nin iklim ve enerji politikaları masaya yatırıldı. Toplantıya katılan sivil toplum temsilcileri, özellikle kömür santrallerinin durumu ve azaltım hedefleri konusundaki endişelerini dile getirdi.

Toplantıda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un “Türkiye’de 5-6 termik santral var” açıklamasına karşın, sahada 68 kömürlü termik santral bulunduğu belirtilerek, bu fark dikkat çekti. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 raporu, Türkiye’nin en karbon yoğun şebekeye sahip 6. ülke olduğunu gösteriyor ve 2035 iklim hedefleriyle ilgili olarak, azaltım yerine emisyon artışı beyan edilmesi tartışma konusu oldu. Toplantının yapıldığı ortamda, iklim adaleti ve kömürden çıkış konusunda acil ve adil geçiş talepleri güçlü bir şekilde dile getirildi.

İklim alanında faaliyet yürüten 17 sivil toplum kuruluşunun ortak girişimi olan İklim Ağı’nın temsilcileri, COP31’in anahtar hedeflerine somut katkılar sağlamak için adımlarını hızlandırdı. Toplantıda, özellikle usul ve içerik açısından Türkiye’nin iklim süreçlerine daha şeffaf katılım ve yeni hedefler koyma zorunluluğu üzerinde duruldu. Abanus, Türkiye’deki iklim karar alma mekanizmasında sivil toplumun yer almadığını ve bu durumu eleştirdi; ayrıca, azaltım ve uyumun iklim politikalarının temel taşları olduğunu vurguladı.

Ayrıca, emisyon artışlarının devam ettiğine işaret edilerek Türkiye’nin 2035 hedefleri eleştirildi. 552 milyon ton sera gazı emisyonu ile karşılaştırıldığında, hedefin artışa işaret ettiği açıklandı. Yeni kömür santral projelerinin iptal edilmesine rağmen, hükümetin bu projeleri sürdüreceği ve COP31 antetli belgelerle temyize devam ettiği bilgisi paylaşıldı. Bu bağlamda, küresel iklim liderliğinin, iyi konferans düzenlemenin ötesine geçerek, projeleri hayata geçirmek ve kömürden adil çıkış yapmakla mümkün olacağı ifade edildi.

Kimlikleriyle öne çıkan katılımcılar kömür sektöründeki istihdamın tarihi süreçte yüzde 33 oranında azalmasına rağmen, sektörün kendisini sürdürülebilir olmaktan çıkardığını belirtti. Özlem Katısöz, kömür sektöründeki bu çöküşü, işçilere ve yerel ekonomilere yönelik olumsuz etkilerle beraber, acil dönüşüm politikasına ihtiyaç duyulduğu noktasına dikkat çekti. Ayrıca, stratejik planların kömür bölgelerini kapsamaması, dönüşüm sürecinin adil ve başarılı olması bakımından önemli bir eksiklik olarak nitelendirildi.

Özenç, Türkiye’nin enerji dönüşümünde önemli bir adımın, elektrik üretiminde elektrikli araçların kullanımını artırmak olduğunu ve bu hedeften sapılmaması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, Türkiye’nin enerji sektöründeki karbon yoğunluğunun düşük olmasının, mevcut fosil yakıt kullanımı ve yüksek ithalat oranlarıyla ilişkili olduğu söylendi. Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisi üretim kapasitesinin Avrupa’da önde gelen konumda olduğu ve bu alanda önemli ihracat fırsatları bulunduğu ifade edildi.

Küresel gözlemler ve Avrupa örnekleriyle desteklenen bu değerlendirmede, kömürden çıkışın teknik açıdan mümkün ve yönetilebilir olduğu tezi vurgulandı. Hedeflerin, aşamalı ve planlı bir geçişle gerçekleştirilebileceği açıklandı. Türkiye’nin iklim politikaları ise, diğer ülkelerden farklı olarak, çoğu zaman reaksiyoner çalışma biçiminde ilerlemekte ve bu durumun, sınırda karbon düzenleme mekanizmalarına uyum sürecini zorlaştırdığı kaydedildi. Türkiye’nin ihracatını ve ekonomisini olumsuz etkilemesini önlemek adına, hızlı bir uyum ve emisyon azaltımı stratejisi geliştirilmesi önem taşıyor.

Uluslararası hukukun bağlayıcılığı konusunda ise, Paris Anlaşması’nın uluslararası bir zorlayıcılığa sahip olmaktan çok, belirli mevzuatlar ve zaman içinde oluşan taahhütler içerdiği belirtildi. Bu anlaşmanın, beş yılda bir güncellenen Ulusal Katkı Beyanları ve Global Stocktake süreçleriyle izlenmeye devam ettiği, ülkelerin kendilerini yasal zorunluluk altına sokmadan, gönüllü yükümlülükler çerçevesinde hareket ettiği anlatıldı.

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Güncel haberlerden ilk siz haberdar olun, bizi takip etmeyi unutmayın!